ALTIN 270,58
DOLAR 5,7561
EURO 6,3376
BIST 104.608
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Rize 21°C
Az Bulutlu

SANATÇILARIMIZ

Profesyonel Sanatçılarımız

EMİN YAĞCI

1957 yılında Rize Çayeli Kestanelik köyünde doğdu. Ardeşen’li İlkokul öğretmeni Osman Sönmez’in teşviki ile okumak için Ankara’daki abisinin yanına gönderildi.Ankara Atatürk Orta Okulunu iftiharla bitirdi.Ankara Gazi Lisesi Modern Matematik bölümü Ankara Fransız Kültür Merkez, Fransızca bölümünü bitirdikten sonra 1978-1979 yılında Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Matematik bölümünden mezun oldu.Öğretmen olarak ilk görevini Adana Koza’da yaptı.

Müziğe olan ilgisi (Karadeniz geleneksel yayla yaşamından kaynaklanan),yaylalarda tulum çalmak merakı ile başladı.

1975 yılında Nesrin İlter ve Göksel adlı arkadaşlarının tavsiyeleri ile Ankara’da Cemil Demirsipahi yönetiminde kurulan Devlet Halk Danslar Topluluğu orkestrasının sınavını kazandı.Burada müzik eğitimi de aldıktan sonra 1979 yılında Devlet HDT Sanatçısı olarak göreve başladı.

1982 yılında Milli Folklor Araştırma Dairesi Başkanlığı’nda iki sene halk oyunları ve halk müziği derleme ve araştırma çalışmalarında bulundu .Kendi yöresinde derlediği ve kaynak sahibi olduğu bir çok türküyü TRT repertuarına kazandırdı.

Ula Ula Niyazi türküsü ile (TRT 1990) yılın türküsü birincilik ödülü ve aynı zamanda kaynak sahibi ödülüne layık görüldü.TRT de Türk Halk Müziği Akit’li Solist Sanatçı,Yöre Sanatçısı olarak en seçkin programlarda THM Konuk,yorumcu,solist ve işlevci olarak programlara katıldı.1985 yılıda Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğüne, Devlet HDT Sanatçısı olarak atandı ve halen görevine devam etmektedir.

Yurtdışı başta olmak üzere bir çok yerde Türk Halk Müziği ve Oyunlarını tanıtmak amacıyla bir çok etkinlik,konser ve organizelere katıldı.İlk Yurtdışı turnesine 1979 yılında İsveç ve sonra bir ay süreyle Belçika ve Meksika turnesi,4 kez Amerika,2 kez Çin, Kanada, Hindistan, Endonezya, Malezya, Bangladeş, Pakistan, Taylan, Güney Kore , Fransa, Almanya, Romanya ve bir çok Avrupa ülkesi turneleri ile yurt içinde de sayısız etkinliklere katıldı.

Tulumun resital ve orkestrasyon özelliklerindeki yerini daha çok bir üst seviyelere getirilmesi anlamında çalıp söyleme ve solo geleneklerinde ki özelliklerini geliştirmek hizmetlerinde bulunmaya çalışan Emin Yağcı, sayısız çalışmasını da yöre sanatçılarıyla paylaşmaya devam etmektedir.

Sanatçının “Oy Meruşe Meruşe” adlı ilk albümü 1993 yılında çıkmıştır.Türkiye ilk ve tek Kadrolu Tulum Sanatçısı olma unvanını da elde etmiştir.

Halen Kültür Bakanlığı Devlet Halk Dansları Topluluğu Sanatçısı olarak görev yapmakta olan Emin Yağcı evli ve üç çocuk babasıdır. Her yıl düzenlediğimiz Melyatderesi Şenliklerinde bizleri yalnız bırakmayan ülkemizi her platformda temsil eden değerli sanatçımıza teşekkür ederiz. Kendine has tarzıyla Hemşin aksanının öncülüğünü yaparak, ticari amaç taşımadan müzik dünyasında yerini alan ilk sanatçılarımızdandır.


HÜLYA POLAT

1995 yılına kadar Rize’nin Pazar ilçesinin Melyat Merdivenli köyünde yaşıyordum. Mütaasıp bir ailenin altı çocuğundan beşincisiydim. İlkokulu Melyat Merdivenli köyünde ortaokulu Pazar orta okulunda okudum. Müziği çocukluğumdan beri çok severdim. Müzikteki yeteneğimi ilk öğretmenlerim keşfettiler. Müzik ve resim derslerinde ki başarım onların hep dikkatini çekmiş.

Doksan beş yılında İstanbul’a gelmiştim ki tesadüfler eseri müzik dünyasına ilk adımı atmış oldum. Bu sektörün içine girdikten sonra pek çok şey öğrendim. İş hayatı inanılmaz acımasız olduğunu ve kesinlikle duygusallığa yer olmadığını gördüm. Hem müzikle uğraşacaksınız hem de duygusal davranmayacaksınız, çıkın çıkabilirseniz içinden… Ben hala bu dengeyi kurmaya çalışıyorum. Belki de bu günki başarım bundan kaynaklanıyor.

Çocuk yaşta zaten seviyordum şarkı söylemeyi de dinlemeyi de..1995 yılında İstanbul’a gelmemle de bu iş için ilk adımlarımı attım. Karadeniz müzik sanatçısı olarak kendi adıma Karadeniz müziğinde bir yenilik yaptığımı düşünüyorum. Duruşum, kıyafetlerim, kendi alt kadromu oluşturan ilk Karadenizli kadın sanatçıyım. Yürüyüş yapmayı severim. Arkadaş çevremle birlikte olmayı severim. Yemek yapmayı çok severim. Ama son zamanlar da bir yumurta bile kırmam çok zor oluyor. Zaman buldukça yapmayı severim.

Sosyal çevremde çok esprili olduğumu söylerler. Şaka yapmayı severim ama el şakalarından hiç hoşlanmam. Korku filmi izlemeyi hiç sevmem. Çünkü izlediğim filmin çok etkisinde kalıyorum.Gece rüyam da izlediğim filmin kahramanı olarak kendimi görüyorum ve çok korkuyorum.

Karadeniz insanlarını bilinen özelliklerinde olan inatlık huyum vardır biraz.Açık sözlü ve dürüst olduğumu söylerler. Hülya POLAT’ın en büyük ve en önemli özelliği yakınları ile çalışmayı seven bir insan. Bunun nedeni milliyetçi veya kendi çevredeki insanların kazanmasını istemesidir.


 

EMRE PEHLİVANLAR

Emre Pehlivanlar, Rize-Pazar’da dünyaya geldi. Yöresel, derleme ve müzik çalışmaları ile bilinmektedir. Çocukluk dönemlerinin yörede geçmesi sonrasında da kültürünü araştırması için etken olmuştur.

Laz ve Karadeniz kültürünün yeni nesil kuşakta; lahana, hamsi yemekten ve horon oynamaktan ibaret görülmesi, var olan değerlerimizin korunması adına kendisi bu oyunda bir piyon görevini üstlenmiştir. Bu yolda ilk olarak 2000 yılında guda (tulum) çalmasını öğrenmeyle başladı. Daha sonra dönemin sanatçılarından esinlenerek kemençe ve gitara merak salmıştır. Kısa bir zamanda multi enstrumantelist denilebilecek hale gelmiştir.

2005 yılında “Destan” söyleyerek vokal yapmaya da başlamıştır.Ve aynı bu yıl (2005) Birol Topaloğlu ile tanışmış ve kısa bir zamanda da halen devam etmekte olan grubunda tulum çalmaya başlamıştır.Kendisi söz yazarlığı ve bestede yapmaktadır.Ve halen dilin, kültürün, örf adet ve geleneklerinin korunması taraftarı olan emre pehlivanlar bol notalı müzik hayatına devam etmektedir….



 

Amatör Sanatçılarımız


 

Mevlut Ali YILMAZ

Nav ile saatlerce tulum çalan Mevlüt Ali YILMAZ’la yapılan söyleşi

Dedeleri Erenler Köyünden olup Kuzayca Köyünden olan Mevlüt dayımız nav ve tulum çalmada ileri gelenlerdendir. Nav ve tulum ile ilgili duygu ve düşünceleri ile anılarını şöyle anlatıyor:1949 Kuzayca köyünde doğdum ve burada büyüdüm. Ahırda beş inek kapıda 15-20 Karakovan (arı kovanı) kara üzüm, mısır ekmeği, bal, yeğurt, peynir, pekmez, turşu, hamsi, hamsili ekmek (hamsikoli), ekşaş, herişte gibi yiceceklerle büyüdük. Geçim zor, iş yok, para cüzi miktarda, yol yok, okul yok, elektrik yok, telefon yok, köyde bir tane radyo var. Çay o zamanlar yok, daha yeni üretmeye başlamışız. Babam köyde ilk çay yetiştiriciliği yapanlardandı. Üç-beş kilo çay üretecek onuda satacak yer yok ( yani şimdiki gibi alım yerleri yok). Babam Kuzayca köyünden 5 kilo çay satmak için Gündoğdu’ya yani Rize’ye kadar yaya gidiyorduk. Ben daha çocuktum ozamam abilerimiz geneleklerimizi sürdürmek için tulum, kemençe, türkü, destan ve horon sabahlara kadar köy suyunun yanında eğlenirlerdi,.Tabi biz onların yanına gidemezdik. Çocuğuz ya… Ama benim merakım tulum yani nav çalmakta, hep onları uzaktan dinlerdim. Kafama koydum ben bunu öğreneceğim. Nasıl ama? Kendi başıma hiç yardım almadan, nav yok, tulum yok, hiçbirşey bilmiyorum.

Kabak yapraklarını kesip ondan birşeyler yapmaya başladım. Ama annem kabak yapraklarını kestiğim için bana kızıyor. Bende komşuların kabak yapralarını kesmeye başladım. Heveslik bu ya! Hem inek otlatıyor çobanlık yapıyorum hemde kabak yapraktan yapmış olduğum sipsiye benzer tek ses çıkaran nav sesine benzer ses ama ne kadar dayanır, akşama kadar kabak yaprağı kesiyorum yapıyorum çalmaya çalışıyorum. Öğrenmek için bazen öyle dalıyordum ki otlattığım ineklerimi unutuyordum. İneklerde kayboluyordu sonrada onları aramakla uğraşıyordum. Merak bu ya devam mı? devam. Ama nereye kadar. Kabak yaprakları bitince ne olacak diye düşünürken, bizde kampara dediğimiz bir ağaç türü var.

Onların dallarını kesip içine çıkartıp tek sipsiye benzer tekli nav yapmaya başladım. Kabak yaprağından kamparaya geçtik. İlerleme var. Biraz daha gayret edip tek kamparadan çift kamparaya iki sipsiyi yanyana bağlayıp çalmaya devam. Tabi gün geçtikçe daha güzel çalmaya başladım. Ama gerçek nav’ı ve tulumu (guda ) nereden nasıl bulacağımı bilmiyordum. Nav dediğimiz dut, erik, kumar, ceviz ve şimsir ağacından yapılan, yapımı çok zor olan bir müzik aletidir. Tulum (guda) dediğimiz alet ise kuzu veya keçi derisinden yapılır. Ben bu geneleği sürdürmek istiyordum ama nasıl yapacağımı bilmiyordum. Hem nefes alacaksın hemde nav’a çalacaksın hiç kesmeden. Çok zor bir şey ama merak ve genelek herşeyin üstünde tabiki. Kamparadan nav’a geçtim bu benim için büyük bir başarı. Yavaş yavaş tulumcu oluyordum. Artık nerede horon nerede düğün ben oradayım. Sabahlara kadar çalar oynardık. Artık köy suyunun yanında çalmaya da başladım. Sabahlara kadar tulum var horon var destan var eğlence var. Sabah nasıl olsa iş yok. Sadece inekleri otlatmak. Oda sorun değil, nasıl olsa tulum çalmayı öğrendim bu zor şartlar altunda. Bir gün bir yerden davet aldım. Düğün var tulumcu isteniyor. Bende tulumcuyum ya hemen atladım. Ama enterasan işe bak, kim biliyor ağızdan nav tulumu çalındığını kim görmüş kim duymuuş. Neyse, düğüne gittim tabi tulumcu olarak. O zamanlar düğünler köy evlerinde salon yok ozaman. Hadi çal bakalım oyuna devam dediler. Bende ceketimin cebinden nav’ı çıkardım ve üflemeye başlarken, yok olmaz dediler. Nerden tulumcu, bu ne, bunu kim getirdi, bu mu çalacakta biz oynayacağız? Bunun gudası yok. Neyse ben tabi çalmaya devam ettim. Horon başladı. Herkes oynuyor ama bir yandan hayretler içinde beni seyrediyorlar. Herkes merak ediyorlar nav’ı nasıl hiç durmadan çaldığımı. Aralarından biri nefesini tutuyor. Bir dakka tutabiliyor. Tekrar deniyor yine aynı. Hem oynuyor hem nefesini tutuyor yine olmuyor. Adam düşünüyor. Ya diyor, bu adam saatlerce nefes almadan nav yani yulum çalıyor. Adam dayanamayıp horondan çıkıyor ve boğazıma dalıyor. Ağzımdaki nav’ı çıkarıyor.Horon durdu. Adam oh be dedi. Bir nefes al ben patladım sen patlamadın mı? dedi. Tabi bilmiyordu. İşte nerden nereye. Merak konusu geleneklerimizi yaşatmak ve kabak yaprağından, kamparadan nav’a, nav’dan da olduk tulumcu.

Dinle bak ne diyor tulum,

Karşılıklı sevenlere etme zülüm,

Bırak uçsun kafesteki bülbülün,

Seninde solacak bahçendeki gülün,

Nesilden nesile yaşasın tulum,

İşte bunu diyor, bizdeki tulum.

Benden örnek alan iki çocuğumda tulumcu oldu. Onlar guda ile tabi. Oda güzel. Babadan oğula, oğuldan oğula, nesilden nesile yaşatması devam ettirmesi gerektiğini düşünüyorum. Geleneklerimizini unutmamak adına başarılar diliyorum.

Söyleşi: Resul UYUMAZ


 

Salim POSTA

1964 doğumludur. Kuzayca (Suminat) Köyündendir. Küçük yaştan itibaren müziği hobi olarak gerçekleştimektedir.

Uzun yıllardır İstanbul’da yaşamaktadır. Derelilerimiz, düğünlerde istek üzerine çıktığı sahneden tanıyabilirler.

Güçlü sesi, coşturan sahne tarzı ile melyatderesi şenliklerinin vazgeçilmez yorumcusudur.


 

Ahmet AKARDAŞ

1957 Merdivenli Köyü doğumludur. Birçok derelimizin Tulum çalmasının aksine O, kemençe hayranıdır. Çok iyi bir kemençe ustası ve sanatçısıdır. Kendine has bir ses tarzı vardır. Bütün faaliyetlerimizde bizi yalnız bırakmayan derelimiz sanatçısını mutlaka dinlemenizi isteriz.


 

Yılmaz BABAL

Eski Adı Suminat olan, Kuzayca köyündendir. Deremizde hemen hemen herkesin bildiği tulum sanatçımız Yılmaz BABAL, Kuzayca Köyünde yaşamaktadır.