DOLAR 32,2855 0.04%
EURO 34,7325 -0.02%
ALTIN 2.402,140,09
BITCOIN 2034002-0.69422%
Rize

HAFİF YAĞMUR

SABAHA KALAN SÜRE

Çanakkale Geçilmez

Çanakkale Geçilmez

18 Mart 2019 11:26
Çanakkale Geçilmez
0

BEĞENDİM

 

18 Mart Çanakkale Zaferi’nin 104. yılı…

 

Türk tarihinin belki de en büyük savaşları arasında yer alan Çanakkale Savaşı 1915 – 1916 yılları arasında Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında yapılmıştır. Tarihin belki de en kanlı savaşları arasında yer alan Çanakkale Savaşı deniz ve kara muharebeleridir.

 

İtilaf Devletleri; İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kontrolünü ele geçirmek, Rusya’yla güvenli bir erzak tedarik ve askeri yolu açmak için başkent İstanbul’a ulaşmak istiyorlardı. Ancak tüm planları ve saldırıları başarısızlıkla sonuçlandı. Yabancı uluslar geri çekilmek zorunda kalarak her iki tarafta savaş sonrasında ciddi ölçüde bir insan kaybına uğramıştır.

 

Aradan tam 104 yıl geçti  ve Aziz Şehitlerimizi Rahmet ve Minnet ile anıyoruz.

 

Çanakkale savaşı deremizde de birçok acı hatıralar bırakmıştır. Şimdi onlardan birini de sizler ile yeniden paylaşalım.

 

 

Çanakkale Şehidi İsmail UYUMAZ’ın ardından……………………

 

 

 

gulsum_uyumazGÜLSÜM UYUMAZ (KUNENİ NANA / MORDE) (1895? – 1975?)*

 

Gülsüm, 1908 (?)* yılında İsmail Uyumaz ile evlendiğinde 15 yaşına yeni basmıştı. Geçim kaynaklarının kısıtlı olduğu Suminat’ta o zamanın geleneklerine göre (eskilerin ifadesi ile) bir basma eteğe, bir sandığa avramitten suminata gelin geldi. Hayatını birleştiren bu iki genç kısa süren evliliğinde 1,5 yıl ara ile 4 çocuk sahibi oldu. Son çocuğuna hamileyken eşi vatani görevini yapmak üzere askere(?)* gitti. Geride bıraktığı eşi 4 erkek çoğuna bakmanın tüm zorluklarına katlanıyordu. Kısıtlı imkanlar ile geçinmeye çalışan 4 çocuk annesi bu kadın eşinin yolunu gözlüyordu. 4 yıl boyunca haber alınamayan İsmail bir gün çıka geldi. Eşini hamileyken bırakmıştı.

 

En küçük çocuğu 4 yaşına gelmişti. Dağlar kadar olan hasretini kısa sürelide olsa gidermeye çalıştı. Biliyordu ki, Osmanlı İmparatorluğunun son günleriydi ve vatanın durumu her geçen gün kötüye gidiyordu. Ailesiyle geçirdiği her günü dolu dolu yaşıyordu.

 

Evine döndüğü henüz 1 ay olmuş ki “Çanakkale Geçilmez” diyebilmek için çağrıldığı görevi bir an olsun tereddüt etmeden kabul etti. Ailesi ile vedalaştı. Hakkı, Hasan, Hüseyin, İbrahim adını verdiği çocuklarını önce Allaha sonrada eşine emanet etti. Evlerinin hemen üzerinde bulunan, patika köy yolundan eşine son bir defa daha baktı ve sonsuza kadar sürecek hasretin tohumlarını köy yolunda bıraktı. Ardında 4 aslan parçası ve hasretine hiçbir zaman alışamadığı, doya doya yaşayamadığı eşini Gülsüm Uyumaz’ı bıraktı. En küçük oğlu 4, en büyük oğlu ise 8,5 yaşındaydı. En küçük oğlu; kısa bir süre için gelen ardından da vedalaşarak giden kişinin kim olduğunu anlayamamıştı.

 

İsmail, batıda bulunan Çanakkale’ye giderken, Türk birlikleri doğuda Ruslar ile savaşılıyordu. 1914’te Ruslar karşısında, Sarıkamış yenilgisiyle birlikte Rus birlikleri karşı saldırıya geçtiler. Böylece Artvin Rusların eline geçmiş oldu. 1915 Şubatının sonlarında Karadeniz kıyısı boyunca saldırıya geçen Rus birlikleri Viçe’yi (Fındıklı) aldıktan sonra 5 Mart 1916’da Atina’yı (Pazar),9 Mart 1916’da da Rize’yi aldılar. Vatanın dört bir yanında savaş olanca şiddeti ile sürerken, açlık sefalet tüm yurdu sarmıştı. Bu arada Çanakkale savaşı bitmiş, düşmanı yurttan atmak için diğer cephelerde savaşlar başlamıştı.

 

Gülsüm “Evinin hemen üzerinden geçen patika köy yolunda oturur” Atina (Pazar) yada Mapavri (Çayeli’nden) gelenlere Eşinden bir haber olup olmadığını sorardı.

 

Tüm yurtta olduğu gibi suminatta geçim sıkıntısı hat safhadaydı. Gülsüm Uyumaz çocukları yetiştirebilmek için; Rusların Melyat’ta yaptığı yol çalışmalarında karın tokluğuna çalışıyordu. Eskilerin tabirleri ile “bir somun ekmeğe akşama kadar çalışıyordu.” Gülsüm çoğu zaman öyle yemeği yemez biriktirdiği ekmekleri çocuklarına getirirdi. 1920’li yıllarda köyümüzde geçim kaynağı yok denecek kadar azdı. Geçim kaynağı olarak sayılabilecek birkaç ürün ise; Fındık, Mısır, Fasulyedir. Yemek için ekmek bulamadıklarında; çoğu zaman kurutulmuş fasulye taneleri değirmende öğütülerek un gibi ufalanmak suretiyle ekmek yapılırdı.

 

Günler günleri kovalıyor, aylar geçiyordu. Gülsüm, çarşıdan dönenlere “İsmail’i gördünüz mü?”, “ondan bir haber var mı?” diyordu. Eşinin döneceğinden o kadar emindi ki, bir an olsun gelmeyeceği düşünmemişti.

 

Savaş bitmiş, vatan tamamen düşman işgalinden kurtulmuştu. Savaşa gidenler köylerine dönmeye başlamıştı. Gülsüm ise, savaştan dönenlerin yolunu evinin üzerinde bulunan patika yolda oturarak gözlüyordu. Her gelen gaziye İsmail’i soruyor ancak hiç olumlu cevap alamıyordu. Gün boyu gelenlerin yolunu gözleme işi, gün kararıncaya kadar devam ederdi. Atina (Pazar) yada Mapavri (Çayeli’nden) gelen son kafile artık arkadan kimsenin gelmeyeceğini söyleyinceye kadar bekleme işlemi devam ederdi.

 

Gülsüm’ün çevresindeki insanlar eşinin gelmeyeceğini, yaşının genç olduğunu evlenmesi gerektiğini söylüyorlardı. Güzelliği dillere destan olan Gülsüm; bu konuşmalar üzerine mümkün olduğunca kötü giyinir, (anlatılanlara göre) yüzüne yanmış odunlardan oluşan isleri sürerdi.

 

Bu arada Rusların yapmış olduğu köy yolu yarım kalmıştı. Köy yolunun Suminat’a kadar çıkabilmesi için 40 yıl daha beklemek gerekecekti. Yapılan yol şimdiki Suminat Avramit yol ayrımının olduğu yere kadar ancak gelebilmişti. Buradan sonra ise insanlar yürüyerek yada atlar ile patika yoldan devam ederdi.

 

Köselerin evinin altında, diğer bir ifade ile Kuneni’lerin evlerinin hemen üzerinde bulunan ve hala kullanılmakta olan patika yol, köy yoluydu. O yıllarda Bogidan çarşıya gidenler ve gelenler Gülsüm’ün evinin üzerinde bulunan yoldan geçerken atlarını dinlendirirler ve mutlaka Gülsüm ile sohbet ederlerdi. Sülalelerine verilmiş isimden dolayı O’na, “KUNENİ NANA” (Kuneni anne) derlerdi.

 

Her zaman olduğu gibi, çarşı günlerinde patika yolda oturur eşi İsmail’i sorardı. Yoldan geçenler ona o kadar alışmışlardı ki; Kuneni Nana, eşini sormadan “Bugün de gelmedi, gelmeyecek” derlerdi. Kuneni Nana ise bu kötü haberlere hiç kızmaz, beklemeye devam ederdi.

 

Çevresindeki insanlar tarafından çok sevilir, herkese yardımı dokunurdu. Bu arada çocuklarının evlilik zamanları gelip çatmıştı. Onca yokluğun ve kimsesizliğin, bir de çaresizliğin içerisinde; çocuklarından Hakkı’yı Emine ile Hasan’ı Hatice ile Hüseyin’i Safiye ile İbrahim’i Hatice ile evlendirdi.

 

Bıkmadan usanmadan, eşi İsmail’in döneceği günü beklemeye devam etti. Her gelene, her geçene eşini sordu. Geleceği günü iple çekti.

 

Çocuklarına ve torunlarına kol kanat gerdi. Evinin çevresinde bulunan komşu çocuklarını bakardı. Yaşlanmaya başlamıştı. Ne kişiliğinden, ne tavırlarından ne de eşinin geleceğine dair umutlu bekleyişinden hiçbir şey yitirmemişti. Çocuklarının daha rahat etmeleri ve başka geçim kaynaklarına sahip olabilmesi için; devletin desteği ile dikimi yapılan çay ekmeye başladı. Çaydan kendisi istifade etmese de, çocukları ve torunları için iyi bir geçim kaynağı oldu. Torunlarının çocukları O’na büyükanne anlamına gelen “MORDE” ismini takmışlardı. Düğünlerin ve davetlerin yegane aşçısı idi. Elinden, dillere destan lezzetli yemekler çıkardı. Orijinal yemek yemek için Kuneni Nana’nın başlığını yaptığı düğünler iple çekilirdi. Etrafında çok sayılırdı. Konu komşuya ve köyden isteyen herkese ıhlamur ve kestane kabuğundan heybeler(stiribi) yapardı. Çocuklara küçüklerini örerek sevindirirdi. Muhterem ve örnek alınan kadındı.

 

Yaşı iyice ilerleyince aynı evi paylaştığı oğlu İbrahim ile yaşamaya başladı. Üzerinde yaşamının son anına kadar çıkartmadığı siyah yamalı bir keşan’ı vardı. Sürekli ocaklığın kenarında koyun postunun üzerinde otururdu. Artık yürüyebilmek için değneklere mahkum olmuştu.

 

Ama eşinin geleceğine dair ümidini yitirmedi. Her çarşı günlerinde kapının önünde bulunan sedire (golağunaya) oturur. Çarşıdan son gelen kişiye kadar bekler “çocuklarımın babası ismail’i gördünüz mü?” “geldi mi, geldi mi?” diye sorardı.

 

ÖLDÜĞÜ GÜNE KADAR KOCASINI BEKLİYORDU. ÖLMEDEN ÖNCE ÇOCUKLARINA İLETTİĞİ VASİYETİNDE “İsmail gelince benim yanıma gömün ” DEMİŞTİ.

 

1975 (?) yılında hakkın rahmetine kavuşan Kuneni Nana’ ın eşi İsmail’den hiçbir zaman haber alınamadı. Muhtemelen binlerce kişinin öldüğü Çanakkale savaşında şehit düşmüştü. Ama ne Şehit İsmail’in adı ne de, Kuneni Nana’ın adı aradan geçen yıllara rağmen unutulmadı.

 

SIRTINDA YAMALI KEŞANI, ERKEK MİSALİ UZAMIŞ BEYAZ SAKALLARI İLE HEP ÖZLEMİNİ ÇEKTİĞİ KOCASI VE YILLARIN ÇİLESİNİ PEŞİNE GÖTÜRDÜ.

 

Onu tanıyanlar ona; GÜLSÜM derler,

Eski nesiller KUNENİ NANA der,

Yeni nesilden bilenler ise MORDE.

Tabi hiç bilmeyenlerimiz de var.

 

Derleyen ve Yazan: Yakup Asmalı (Kuneni Nana’nın Torununun Torunu)

* Tarihler ve olaylar net olmadığından soru işareti ile ifade edilmiştir.

 

En az 10 karakter gerekli
Tüm Yorumlar (1)
  • fuat alaç

    Nuriçinde yatSınlar ben Enver yüzseven’in kaynıyım melyat köyünden kendim şleyt soğuksu köyündenim şuan sakarya adapazarında ikamet ediyorum. Saygılar.

    Yanıtla
    +0
    -0


HIZLI YORUM YAP

PUAN DURUMU

O G P
  1. Adana Demir

    0 0 0
  2. Alanyaspor

    0 0 0
  3. Antalyaspor

    0 0 0
  4. Beşiktaş

    0 0 0
  5. Bodrum FK

    0 0 0
  6. Genişlet
  7. Eyüpspor

    0 0 0
  8. Fenerbahçe

    0 0 0
  9. Galatasaray

    0 0 0
  10. Gaziantep FK

    0 0 0
  11. Göztepe

    0 0 0
  12. Hatayspor

    0 0 0
  13. Başakşehir

    0 0 0
  14. Kasımpaşa

    0 0 0
  15. Kayserispor

    0 0 0
  16. Konyaspor

    0 0 0
  17. Ç. Rizespor

    0 0 0
  18. Samsunspor

    0 0 0
  19. Sivasspor

    0 0 0
  20. Trabzonspor

    0 0 0
PUAN DURUMU

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.